

Duygu Odaklı Terapide ANKSİYETE
Uzman Psikolojik DanışmanBu yazıda anksiyeteye farklı bir bakış açısını aktaracağım. Eğer anksiyete ilgili bir problem yaşıyorsanız duygu odaklı terapinin anksiyeteye bakışı sizin için faydalı olabilir.
Anksiyeteye geçmeden önce bilmemiz gereken bir kavram var. ‘Duygusal Acı’. Duygusal acı deneyimlerken türlü zorluklar yaşadığımız bir durum. Herkeste farklılık gösterir. O yüzden bir yaşantı örneği vermeyi erteleyip kendi örneğinizi bulmanızı tavsiye ediyorum. Hangi yaşantı size çok ağır geliyorsa onu hayal edip nasıl bir duygu deneyimi yaşadığınıza bakabilirsiniz. Nefesinizi kesen veya hızlandıran, kalp çarpıntınızı hissettiren, algılarınızın kapandığı, yüzünüzü kızartan veya bunlara benzer bir deneyim. Hadi kendi deneyiminiz bulun. Bu duygulanımı ‘duygusal acı’ olarak tanımlayalım ve kırmızı bir daireyle temsil edelim.




Biz de bu kadar katlanılması zor deneyimleri yaşamak yerine farklı bir seçenek 

‘Elimizde güçlü bir koz var, yakalanmamak! :)’
Tam da burada acıya yakalanmamak için anksiyete devreye giriyor. Bunun rengi de turuncu olsun. Acının etrafını kapatan turuncu bir daireyle de yaygın anksiyeteyi temsil edelim. Bizi yaşayamadığımız acıdan sürekli koruduğunu zannettiğimiz anksiyete… Bizi katlanamayacağımızı o duygu durumundan koruyan ama yoran, huzur vermeyen, bolca düşündüren ve sürekli tetikte olamamıza neden olan anksiyete…
Duyguların Yaşanma Şekli
Anksiyeteli hali kimimiz fazla düzenlemiş, bastırmış ve sanki yokmuş gibi yaşayabiliyoruz. Etrafa belli etmiyoruz (ama genelde anksiyete yaşadığımız hissedilir). Bir taraftan kaygı hissederken, diğer taraftan kaygımızı hissetmekten kaçabilmeyi yok sayabilmeyi öğrenebiliyoruz. Örneğin terk edilmiş bir kişi üzüntüsünü yaşamaktan uzak kalırsa (duygusal acı), terk edildiğini ona hatırlatan bir şeyle karşılaşmanın kaygısıyla yaşayacak. Kimileri hissettiği bu kaygının ya hiç farkında değil, ya da göstermemek için kendine ait yolları var. Sürekli mantıklı bakmaya çalışmak, entelektüelize etmek bunlardan birisi (aklın gitsin diyor ama vücudun tepki veriyor).


Bir diğerimizin ise bu duygu içinde fışkırıyor. Hiç düzenli değil. Kaygısına veya temel acısına dair bir şey hissettiğinde anlamadığı bir şekilde duygusu kendinden taşıyor. Kontrolsüzce göz yaşları çıkabiliyor veya herkes tarafından hissedilen bir panik hali yaşanıyor. Yukarıdaki örnekten yola çıkarsak kaybettiğimiz kişinin acısını hatırlatan bir eşya gördüğümüzde duygu her yerimiziden belli oluyor, uzak kalamıyoruz. Onu da aşağıdaki görsel temsil etsin.


Bu terapiye göre turuncu alanda yani anksiyete alnında bir şeyler değiştirmek çözüm değil. Anksiyete eğer çok yoğun yaşanıyorsa yatıştırılmak için çalışmalar yapılabilir (içinden 10’a kadar say, dikkatini dağıtacak bir uyaran bul vs.) Asıl işimiz acının kendisiyle. Acı deneyimlenebildiğinde ortada bir tehdit kalmadığından kişinin anksiyetesi de bu doğrultuda iyileşiyor. Yani temel duygusal acı araştırılıp aynı zamanda yaşandığında kişinin sürekli tetikte olmasına gerek kalmıyor. Yani kısaca diyorki işimiz kırmızı alanda, kişi güçlenip, ihtiyaçlarını anlayıp bu acıyı karşılarsa kendisini daha rahat hissedebilir.
![]()
![]()
![]()
![]()
Yukarıdaki terk edilme örneğini konunun anlaşılması için verdim. Genel kaygı problemi yaşayan hayatının tamamında buna benzer bir hisle yaşayabiliyor. Ortada bir neden yokken sürekli tetikte olmayı öğrenebiliyor. Buna çocukluk yaşantısındaki ilişkileri veya yaşadığı sert olaylar neden olabiliyor.
Bu yazıyı Yaygın Kaygının Duygu Odaklı Terapisi Kitabından faydalanarak yazdım.
Bu yazı herhangi bir yönlendirme ve tedavi için değil, yalnızca bilgilendirmek içindir!

